Ana içeriğe atla

Kayıtlar

UZAY ÇÖPLERİ VE GERİ DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİR ROKETLER

       Çöpler. Parkta, yollarda, denizde her yerdeler. Sanırım bir tek havada yoklar. Düşünsenize yer çekiminin olmadığı bir Dünya’da, çöplerle beraber havada süzülüyoruz. Kulağa pek iyi gelmiyor. Hatta kulağa iyi gelmeyen bir başka haber daha söyleyim: Maalesef, havada da çöp var. Hem de Dünya’nın en büyük çöplüğü var. Dünyamızın yörüngesinde 6000 tona yakın malzeme var. Yerden çok çok yüksekte, yaklaşık 900 hatta 1000km yüksekte gezegenimizin çevresinde dönüp duran 6000 ton çöp. Peki çöpler oraya nasıl çıkıyor? Biz fırlatıyoruz. Tabi ki bu elimizle tuttuğumuz bir ambalajı yere bırakmak kadar kolay olmuyor. Fırlattığımız bu çöplerin yerçekimine karşı koyması için biraz milyar dolarlara gerek duyuluyor. Tabi şimdi milyon dolarlara kadar düştü bu fiyat. Yani evet aslında düşünürseniz bu roketlerin amacı atmosferi aşmak ve yükü uzaya çıkarmak. Zaten uzay uçuşlarını izlediyseniz mutlaka dikkatinizi çekmiştir uzay aracı yükseldikçe üzerinden birer birer parçalar ayrı...

NASANIN AKLINA GELSEYDİ... $1.000.000 BOŞA GİTTİ!

  Basit bir problemi çözmek için şimdiye kadar yapılmış en karmaşık icat nedir diye sorsam, aklınıza neler gelir? Şöyle biraz bir düşünün. Ben de o sırada size bir hikaye anlatayım. Bir gün bir öğretmen öğrencilerine kendi aralarında kağıttan uçak uçurma müsabakası yaptırmaya karar vermiş. Kağıttan uçak herhangi bir şekilde yapılabilirmiş. Amaç ise uçağı en uzağa uçurmakmış. Uçağını yapan öğrenci başlangıç çizgisine geliyor ve uçağını uçuruyormuş. Kimileri katlama çizgilerini tırnaklarıyla ezerek uçağının keskinliğini artırıyor, kimileri de kanatların açıklığına daha fazla yoğunlaşıyormuş. Bir çocuk elindeki kağıdı diğer arkadaşları gibi katlamıyormuş. Onu gören arkadaşları kağıda “uçak şekli” veremediğini düşünerek alay etmişler. Bir süre sora aynı çocuk elindeki taze kağıdı alarak başlangıç çizgisine yönelmiş. Kağıdı avuçları arasında buruşturmuş ve fırlatmış. Bu yaptığı sıradışı uçak sayesinde sınıf arkadaşlarını kolaylıkla yenmiş. Bu hikayeyi sosyal medyada okudum. Yaşanmış...

Bu kristal her şeyi sonsuza kadar depolayabilir! | 5D depolama

  İnsanlık geçmişten beri sürekli bir şeyleri kaydetmeye çalışmış ve bu konuda da başarısız olduğumuz söylenemez. İlk insanlar duvarlara resimler çizerek bazı anları kaydetmiş. Yazının icadıyla taşlara tarihi kaydetmişler. Notaların değerlerini kaydederek müzikleri kaydetmişiz. Daha sonra bunları geliştirmişiz. Mağara duvarlarına resim çizmek yerine, bazı ışığa duyarlı kimyasallar üzerine yansıtarak   görüntüyü kaydetmişiz. Matbaayı icad ederek yazmayı ve kaydetmeyi daha kolay hale getirmişiz. Plaklar üzerine müzikleri kaydedip gramafonlar aracılığıyla evimizde dinlemişiz. Kasetler çıkarmışız, CD ler çıkarmışız, flash diskler çıkarmışız, ama yetmemiş. Peki neden yetmiyor? Ne yapıyoruz da kaydediyoruz ki?  Bu şeye iyi bakın. Sizce bu nedir? Aslında anlaması pek de zor değil. Bu kaydedilmiş ilk fotoğraf. 1826'da Joseph Nicéphore (Josef Nisıfor)  tarafından Fransadaki evinin penceresinden bir görüntü. O zamanlar tabiki fotoğraf makinesi yok. Camera obuscura denilen kara...

Çekilmesi gereken kapıyı itiyor musun? Ölmediysen şanslısın

          Arkadaşlarınızla berabersiniz. Bir kafeye giriyorsunuz. Kahvenizi kasadan alıp bahçesine oturmak için kapıya doğru yöneliyorsunuz. Kapıya doğru yaklaştıkça aklındaki soru belirginleşiyor. “Bu kapıyı itmeli miyim yoksa çekmeli mi?” Aklındaki sorunun doğru cevabını bilmek için zamanın tükeniyor ve sonuç rezillik. İtmen gereken kapıyı çekerek açmaya çalışıyorsun. Kapıyı itecek miyim yoksa çekecek miyim ikilemini Muhtemelen hepiniz yaşamışsınızdır. Özellikle de rezil olacağınız bir ortamdaysanız muhtemelen yanlış seçimi yaparsınız. Kapıda yazmasına rağmen bu tuzağa düşeriz. Bu tuzağa düşmemek için sanırım çıkmadan önce kapının kullanım kılavuzunu falan okumak gerekiyor. Her neyse şimdi   bu caddeye iyi bakın.  Burası sivas caddesi. Aslında bayağı uzun bir cadde. Bu cadde Sivas’ta değil, Keyseri’de. Buraya sivas caddesi denmesinin sebebi içe doğru açılan kapılarla bağlantılı. Videomun sonuna doğru bunu anlatacağım.   Bu nereye açılac...

İnsanlar, hayvanlardan ne öğrenebilir ki?

  Dünyadaki en zeki hayvan sizce hangisidir? Yunuslar? Ahtapotlar? Goriller? Aslında buna karar vermeden önce zeka’nın ne demek olduğunu anlamak gerekir. En basit tanımıyla zeka: edinilen bilgi ve becerileri uygulayabilme becerisidir. Yani öğrenilenden yararlanma ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneğidir. Ancak bu tanımı reddedebilirsiniz çünkü zekanın net bir tanımı yoktur. Zeka kavramının tanımlanma şekli psikolojinin doğuşundan bu yana birçok kez değiştirildi. Birkaç örnek zeka tanımından bahsetmek gerekirse zekanın; -           Düzensiz olduğu düşünülen bir durumda, düzenin algılanmasını sağlayan zihinsel bir nitelik -           Düşünmede, çeşitlilik, esneklik, hız -           Yaratıcılık, doğru çözüm bilmediğinde doğaçlama -           Geçerli bir sonuca ulaştıran hayal kurma yeteneği ...

Uzaylıları biz bulamıyor olabilir miyiz?

     Evrende yanlız mıyız? Bilmem. Peki şöyle sorayım. Bilinen evrende yalnız mıyız? Evet. Biz Dünyalılar bu güne kadar uzaylıların varlığına ilişkin hiçbir kanıt bulamadık. Peki bu koskoca uçsuz bucaksız evrende gerçekten yanlız olduğumuza inanıyor musunuz? Evren o kadar büyük ki dünyadaki kum tanelerinden daha fazla yıldızın olduğu bir boşluk bir uzay. Evet evrendeki yıldızların sayısı, dünyadaki kum taneciklerinin sayısından daha fazla. Bunu ben demiyorum. 2013 yılında uzaya fırlatılan Gaia adında bir uzay gözlemevinden elde edilen sonuçlara göre bu hesaplanıyor. Dünyadaki kum tanelerini düşünün. O kocaman çölleri, sahilleri düşünün. Sonra bir de evreni düşünün. Ve bu sadece evrendeki yıldızların sayısı. Bu yıldızların çevresinde dönen bikaç tane gezegen olsa. Bu gezegenlerin içerisinde bir tane bile yaşam belirtisi bulamaz mıyız? Belki bulunabilir. Peki şöyle sorayım: bilinen evrende keşfettiğimiz gezegenlerin hiçbirisinde yaşam belirtisine rastlamadık mı? Hayır...

400.000 YILLIK TARİHE GÖRÜLDÜ ATMAK

Bir mesaj gönderme hakkınız var ama nereye ve ne zaman gideceğini asla bilemeyeceksiniz. Gönderir miydiniz? Göndereceğinizi varsayalım. Nasıl gönderirsiniz? Posta yoluyla mı? Çölde kum fırtınasının ortasına bırakarak mı? Gecenin karanlığında hareket eden otobüsün camından yolun kenarına fırlatarak mı? Bu Harold Hackett. Yıllardır nereye ve ne zaman ulaşacağı belli olmayan mesajlarını okyanusa bırakarak binlerce arkadaş elde etti. Kanadadaki Prens Edward Adası’ndan Atlantik okyanusuna bıraktığı mesajlara ABD’nin doğu kıyılarından, Güney Amerikadan, Rusyadan hatta Afrikadan bile cevaplar almış. Bu adamın yaptığı şeyin doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmıyoruz. Şu an size anlatmak istediğim şey, bir mesajı geleceğe taşımak. Yoksa tabi ki okyanusları kirletmenizi istemem. Peki siz bir notu geleceğe taşımak isteseniz içeriğinde neler yazardınız? Didaktik bir yazı mı olurdu yoksa sadece eğlencesine “bunu yazan tosun okuyana kosun” gibi şeyler mi yazardınız? Yani evet bunu da yazabilirsin...